17 Aralık 2014 - 16:13
Ebuzer’in yolu

Yazar Sami Özbil, AKP iktidarının görgüsüzlüğünü ve şatafat düşkünlüğünü yazdı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- "Biz Ebuzer'in yolundayız" dedikten sonra bir de "Ebuzer'i okuyun" diye ekliyor, hazret. İbn-i Kesir gibi biri sandığı Ebuzer'in ümmi olduğundan muhtemelen habersiz. Her şeyin takipçisi olabilecekleri halde Ebuzer'in takipçisi olamayacaklarından da. Kendi hakikatine bunca yabancılaşmak ne acı. Yazık.

Yanı başında dört bakanın büyük yolsuzluklarla suçlandığı, eşin dostun usulsüz atamalarla kayrıldığını bizzat yardımcı tarafından kabullenildiği günlerde, hükümet lideri Ebuzer'i gerçekten bilse, hiç değilse o atmosferde kendisinden bahsetmezdi.

Ebuzer Gıfari önceleri bir "hayduttu". Büyük kervan sahipleri ona haydut derdi. Mekke-Medine arasındaki Gıfar kabilesindendi ve büyük tacirlerin korkulu rüyasıydı. El koyduğu kervan mallarını genellikle dağıtırdı. Muhammed peygamberin önderliğindeki İslam devrimi zuhur edince Mekke'ye gelip İslam’a ilk katılanlardan oldu. Daha ilk gün onu dövdü müşrikler ama yolundan dönmedi. Yoksulluk içinde yaşadı. Dünya malını bir imtihan saydı, onlara tamah etmedi, Suffe Ehli diye tabir edilen kıt kanaat yaşayıp İslam idealini dört bir yana yayanlardan oldu. Tok sözlüydü, Halife Osman'a da Muaviye'ye de karşı çıktı, çöle sürüldü, yoksulluk ve kimsesizlik içinde öldü. O, Muhammed peygamber gibi yaşayan Hz. Ali’nin sadık dostu nevi şahsına münhasır biriydi. Peygamber onun için "Ebuzer yalnız yaşar, yalnız ölür, yalnız haşrolur" demişti.

Bugün para pul işlerine batan tarikatlar ve bu arada iktidardan nemalananlar Ebuzer'i örtük olarak servet düşmanı bir "sapkın" sayar. Yoksul ailelerden gelip birdenbire zenginleşenler, iktidardan nemalananlar, kaynağı belirsiz servet edinenler nerede, kıl çadırda yaşamayı, kuru ekmekle nefsini köreltmeyi ahlak bilen Ebuzer nerede! Dini imanı para olanlarla parayı pulu terk edip İslami dervişane yaşayanlar iki ayrı dünyaya aittir. Kul hakkı yiyenler, paraya tamah edenler değil, ezaya, yokluğa, zulme rağmen her yoksulun gadre uğramış her insanın özgürlük mücadelesini içeren ve kendilerine haydut eşkıya denilenler Ebuzer’in yolundadırlar.

İslamcıların İslamı bilmediği tuhaf bir memlekette yaşıyoruz vesselam. Din eğitimi dedikleri de içeriksiz, hakikate dokunmayan tek yanlı, ajitatif bir din anlatımından ibaret. Bilenlere bildikleri unutturulduğu, unutmayanlar korkutulduğu için "La ilahe illallah" demelerine rağmen hepsi susturuluyor. "Dilsiz şeytanlarla" dolu bir memlekete dönüşmenin müsebbibi "uyarmayanlardır."

Bir tür distopya durumu da denilebilir, iktidar kimseye durup düşünebileceği zaman bırakmamayı ana strateji bellemiştir. Medyaya bu denli özel önem verilmesinin bu amaçla kopmaz bir bağı var. Hepimiz iktidar yetkililerinin bir tür şiddete dönüşen konuşmalarına maruz kalıyor, meseleleri onların belirlediği marjda tartışmaya mecbur ediliyoruz.

Osmanlıca tartışması da, Kolomb'un cami gördüğü zırvası gibi bir dolu şaşırtmacadan biriydi, geçti gitti. İktidar dikkat edilirse bütün bu gargaraya getirme siyaseti ile toplumu en az ikiye bölmeye özel çaba gösteriyor. "Osmanlıcaya mı karşısın, Müslümanlar Amerika’yı keşfetmiş olamaz mı?" gibi soruların çengeline takılan herkesi avlamaya dönük bir dönem taktiği güdülürken ihtilaflar gözden saklanıyor.

Kürtlerle ilgili meselede de durum aynı. Toplumsal moderatörlük yapıyorlar. Onların takvimine göre tartışacağız ya da marjinal analiz ve pratiklere boğulacağız, biz ikisinden de almayalım!

İktidarın her "çözüm" ajitasyonu esasen bir "kördüğüm"e işaret ediyor. Kağıt üstünde çoğu sorun halledilmiş görünürken sıra pratik adımlar atmaya geldiğinde su koyvermek, "çözüm partneri"ne yönelik ahlaka mugayir ifadeler sarf etmek, Türkiye siyaseti bakımından olağan. Çözüm-düğüm dikotomisi böyle işliyor.

Osmanlıcılık dedikleri ise bir düzleştirme harekatından ibaret ve Osmanlı İmparatorluğu döneminin beceriksiz bir karikatüründen fazlası değil.

Kemalizmin bütün arızalarını devralan bir iktidardan bahsediyoruz. Milyonlarca ezileni her açıdan bölüyorlar. Cumhuriyetin kuruluşundan ulusları, halkları; Müslüman-gayrimüslim diye bölmüşlerdi.

Müslüman olmayanlara neler yapıldığı malumunuz.

Tehcir yoluyla soykırıma tabi tutulan Ermenilerin serveti yağmalandı, 1923'teki mübadeleyle bu kez Rum malları milli sermaye yapıldı. Bozcaada'daki Rumlar göçe mecbur edildi, 1934'te Trakya’daki Museviler kovuldu, 2. Savaş döneminde Varlık Vergisiyle Müslüman olmayanlar yine mahvedildi, hatta Yirmi Kura askerlik mecburiyetiyle türlü hakaretlere maruz bırakıldı. 1955’teki 6-7 Eylül fecaati onun devamı 1964 Kararnamesi, hep onların dışlanması üzerine kuruldu. Aleviliğin İslam düşmanı sayıldığı düşünülürse Maraş'taki katliam ve el değiştiren servet miktarı da bu toplama dahil edilebilir.

Peki kalanlar? Yani, Müslüman olup da Hanefi ve Türk olmayanlar?

Burada "Biz biriz, aynıyız, birbirimizden farksızız" disturuyla, su katılmamış bir asimilasyon faaliyeti sürdürüldü. "Tek"izler, "aynıyız"lar, bir egemenlik ilişkisinin perdesi olarak dahi "hoşgörüyü" değil, sizi kolektif kimliğinizle tanımayarak eriteceğim biçimindeki yok sayıcılığın dışa vurumudur.

Bunun amacı bakımından, mesela Güneş Dil Teorisi'nden Türk Tarih Tezi’nden kategorik hiçbir fark yok. Birinin "milliyet" ekseninde yapmaya çalıştığını diğeri "ortak din" adına yapıyor. İlkinde, savaşlar insan kaynağıydı ve dışa karşı kullanılmak istendi. İkincisinde “biz”den olmayanlara karşı düşmanlık temelinde.

Bölme, dağıtma siyasetine karşı ezilenlerin müşterek devrimci demokratik cephesi, ihtilaf çıkarmaya dönük manevralara karşı tok gözlü bütün memleket sathına nüfuz eden iştahlı bir dayanışma, kalplere ve kulaklara zehir akıtanlara karşı en anlamlı panzehirdir.

Rejimin, örgütsüzlük koşullarında dahi işe yaramayan ezeli hayalin bugün sonuç alması büsbütün imkansız. Üstelik Kemalistler pozitivist zihinsel şekillenişlerine, dünyevi zevkleri benimsenmelerine karşın bir tür memur terbiyesi aldıklarından dolayı bu denli zenginleşmemiş belli bir yaşam terbiyesini koruyarak hedonistleşmemişlerdi.

Şimdikilerse, sonradan görme türedi zenginliğin verdiği sınırsız şımarıklıkla kendilerini ilah gibi görüyor, su başlarını tutarak herkesi kandırabileceklerini olmazsa iç savaş kanunlarıyla yola getirebileceklerini sanıyorlar. Kemalistler iktidarlarını sürdürmek için zulüm etti, AK'istler de kaynağı halkın gasp edilmiş emeği olan debdebeli hayatlarını sürdürmek için toplumu birbirine düşürmekten geri durmaz. Birinciler aldandı ve bittiler ikinciler hala gündüz rüyasında. Tenkil/Kıt’a siyaseti tutmadı, asimilasyon/aldatma oyunları da tutmaz. Birinciler yenildi, hayat ikincilerin de boylarının ölçüsünü alacaktır.

Sami ÖZBİL

Ekler